01 05 2011

Yok Olan Hazinelerim...

Bu blog üzerinde bir süredir anımsayabildiğim kadarı ile bazı anılarıma, yeniden kafamda canlandırabildiğim kadarı ile de eski tasarımlarıma, deneylerime ve zaman geçirmemi sağlamış uğraşılara yer veriyorum. Çoğu zaman ise yaptığım bir uğraşıdan geriye herhangi bir belge ve parça kalmadığı için de bunları ya unutmuş oluyorum, ya da yeniden aklımda canlandırabilme olanağım olmadığı için yazıya aktaramadan hafızama gömmek zorunda kalıyorum. Ama bana en çok ''keşke'' dedirten bir kaç tane yok olmuş ve ''kişisel hazinem'' olarak nitelendirdiğim bir kaç şey var ki, onların adını bu blogda anmamak eksiklik olur. Her ne kadar benden başka hiç kimse için herhangi bir değer taşımalarsa da;  Kişisel tarihimin çocukluk dönemlerini anlamam ve anmam için büyük kaynak olacaklardı -Eğer şu an elimde olsalardı-...

BÜYÜK 1995 AJANDASI

  















 



Resim1: Cetveliyle, Kalemiyle, Çay Bardağıyla Bütünleşen Büyük Beyaz 1995 Ajandası...

Bu ajanda büyüklerimin bize ''karalayıp oynasınlar'' diye verdikleri ya da bizim her türlü kalem çeşidi ile karalayıp zorla üstüne yattığımız  bir ajandaydı.  Altın sarısı bir ayıraç kumaşı ve mavi çizgilerle bezenmiş sayfaları vardı. Hiç bir şekilde kapağının olmadığını hatırlıyorum; demek ki kapağını yok edip öylece kullanmışım. Aklıma ne gelse yazıp çizdiğim bu ajandanın içinde bana ''Keşke kaybolmasaydı'' dedirten şeyler başlıca şunlardı;

*Çizgifilm Karalamaları...Her bir sayfasına farklı resim çizerek oluşturduğum onlarca sayfalık minyatür çizgifilmler. Bu çizgifilmleri önce çizer, sonra boyar, ardından çizimde kullandığım kalemlerin markasını bile yazarak kafamdan uydurduğum oyuncu isimleri ve prodüksiyon şirketi adlarından oluşan jeneriğine varıncaya dek hazırlardım. En sonunda seslendirmesini yapmak üzere aklımdan konuşma senaryoları yazardım. İleriki yazılarımda bu konu üzerine ayrıca duracağım.

*Şifreli Yazı Teknikleri...Birilerinden saklamak istediğim ne varsa ya da birilerinin benim bir şeyler sakladığımı düşünmeleri amacıyla ürettiğim pek çok çeşit alfabe ve şifre teknikleri.

*Öyküler ...Büyük olasılıkla yeni bitirdiğim bir kitabın etkisinde kalarak ''Bende bir kitap yazacağım'' diye başladığım, çoğu yarım kalmış öyküler. Yinede belirtmeliyim, bir öyküyü tam olarak bitirip sınıfta okumuş ve Türkçe öğretmenimden durduk yere artı almıştım.

*Karikatürler...Gangsterliğe, mafya işlerine, kalpazanlığa ve vahşi batı maceralarına merak saldığım günlerde yapmış olduğum oldukça karalanmış kısa karikatür dizileri. Bu dizilerin arasında İngilizcemi geliştirmek adına yapmaya çalıştığım bir sayfalık -THE KNIVE-(BIÇAK) adlı ingilizce bir karikatür sayfası da vardı. Kısaca; Bir adamın diğer adamla sorun yaşayıp bir birlerini bıçakla öldürmeleri gibi anlamsız bir sonla bitiyordu. Yinede ingilizcemi pek geliştirdiğini sanmıyorum.

*Gemilerimin Evrimi...Çocukluğumdan lise yıllarma kadar yaptığım tüm yüzer maket gemiciklerinin aşama aşama geçirdiği gelişmeleri, yarattıkları düş kırıklıklarını ve yapılış şekillerini resimlerle anlatan dev yazı dizisi.

*Anılar ...Şifreli yazılarımla yazılmış, bir günlük yaşantımı anlatan, genelde sonunda platonik çocukluk aşklarımdan söz ettiğim pek kısa günlük denemeleri. Şifreli yazmak zor olduğundan genelde günlüğü kısa keser, altına da bir resim çizerdim. Resim güzel olmadığı zaman ise onunla dalga geçen bir kaç ekleme yapıp iç burkan anılarla birlikte camın kenarından sokağa bakınmayı sürdürürdüm. Anıların çoğunlukla gün batımında ve kışın yazılmış olması da bu yazıların başka bir özelliğiydi.

*Haritalar ...Düşsel devletim FRANPİYUS için [franpiyus için bakınız: Mahalle İçi Savaşlar-1] yapmış olduğum bayraklar ve devletimizin sınırlarını gösteren özene bözene kara kalemle işlenmiş haritalar. Bu haritalardaki yer adlarını gerçek adlarıyla değil, kafamdan uydurduğum kulağa ağır ve güzel gelen adlarla yazıp, o bölgede en çok göze çarpan ne varsa onlarıda ufak resimler olarak yer adlarının yanlarına eklemeyi de unutmazdım.

*Karakalem Resimler ...Çocukluğun verdiği beceriksizlikle bir çok başarısız insan figürü çizimleriyle dolu karakalem resimleri. Zeugma da çıkarılan ünlü mozaiklere özenip mozaikçilik yapmaya çalıştığım günlerde bir sayfanın yarısını kaplayacak şekilde mozaik insan kafası çizmiş, saatlerce uğraşmama karşın resmi gösterdiğim birisinin ''Kurbağaya benzemiş'' sözü ile şok olmuş ve mozaikçiliği bırakmıştım. Lokomotif resimleri,  ateşli dumanlı savaş sahneleri, savaş uçakları , piramitler, tanklar ve en önemlisi yelkenli gemilerde başta gelen resim konularını çekiyordu. 10 dakikada tam donanımlı bir yelkenli gemi çizmeyi bu gün bile sever, her keresinde arkadaşlarımın zorla elimden almasını da engelleyemem.

*Tasarımlar...Pistonlu motor çizimlerinin olduğu, deneylerimi anlattığım, yap bozlarla yaptığım maketlerin yapılış şekillerini yazdığım, anımsayamadığım pek çok tasarımı anlattığım dökümlerdi.

Tüm Bunların dışında kalan şeyler ise anımsayamadığım, anlatmaya değer olmayan şeyler ve ders çalışma karalamalarıydı.

 

TASARIM SANDIĞI

 Adından  anlaşılacağı üzere bir sandık olmayan, basit bir yazısız, kahverengi cam bardak kutusuydu kendisi. Onun içine benim en çok değer verdiğim tasarımları koyar, evin en gizli yerinde saklardım. Üstüne üstlük kimseler açmasın diye bir de kilit sistemi yapmıştım bu kutuya. Tellerle, bantlarla yaptığım bu basit kilit bir süre sonra bozuldu doğal olarak. Böylece kilit düzeneğinin tellerini bir süre sonra kutunun ağzını doğrudan kör düğümle bağlamak için kullanmıştım. Kutunun basitliği bir yana asıl önemli olan onun içine koyduklarımdı.  

 Önce bir A4 kağıdı alır, tasarımımı çizip kağıdın yarısını kesip atar, ardından tasarımımın olduğu kağıdı rulo şekline getirip bir ipi ruloya geçirirdim. İşte size antik çağlardan kalma bir tasarım parşömeni. Tasarım dolu bu rulolardan biriktirip kutusuna koydukça içim bir başka sevinçle dolar, uyduruk kutunun değeri gözümde gittikçe artardı.

Çöp arıtma sistemlerinden tutun, halat gerdirmeyle çalışan kendi boyuma  göre düşündüğüm arabalara kadar pek çok ilginç tasarım bu kutunun içine sığdırılmıştı. En önemlisi şifreli yazılarımın anahtar alfabesi,  yani tüm sırları da buradaydı. O kutu bu gün elimde olsaydı, bloğuma yazılacak oldukça çok konu çıkaracağı kesindi. 

Resim2: Yalnızca Tasarım Yaptığım Ya Da İçinde Aklıma Takılan Şeyler Olduğu Zaman Kördüğümlerini Açtığım Tasarım Kutusu. 

 

MUMYA KUTUSU

 Blog üzerinde anlattığım teknikle mumyaladığım böceklerin, çiçeklerin, yaprakların ve bu türlü şeylerin saklandığı kutsal kutu. Evet, kutsal diyorum çünkü bu mumyaların üzerini aklımdan uydurduğum gizemli dua yazılarıyla kaplar ve tüm mumyalama işlemlerini tören havasında yapıp, kutuyu da bodrumun en karanlık köşelerinde saklardım.  Her mumyanın üzerine kendi özel alfabemle, ''Onu açanın  lanetleneceğini'' de yazmayı unutmazdım.  Buradaki mumyaların bir kısmını;  apartman bahçesinde yaptığım ''Yer Altı Piramidi'' ne yerleştirip sonsuz uykularına gönderirdim.
(Nasıl Mumya Yaptığımı Okumak İçin-> http://ugrasi.blogcu.com/mumyalar-ve-ev-isi-mumya-yapimi/5594895
)

 

Resim3: Dizi Dizi Sıralanmış Mumyalarım  Kutularının İçinde Boylunca Yatarak Yanlarına Koyacağım Yeni Ölümsüzleri Bekliyorlar...

750
0
0
Yorum Yaz