Gelecek Yazı Ne Üzerine?

16/12/2009 · Kategori: Bu Blog Hakkinda___

Gelecek uğraşı yazım ''Mancınıklar'' üzerine olacak.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Çalışan, Barutlu Minik Savaş Topu ( Ev Yapımı ) [[Zımba]]

13/12/2009 · Kategori: Mini Muhendislik

[DİKKAT] Yazıda anlattığım uğraşıyı denemenizi önermiyorum, çok tehlikeli olabilir. 

 

 Liseye ilk başladığım yıllarda yaptığım bu uğraşı, beklide şu zamana kadar uğraştığım uğraşıların en tehlikelisiydi.

 Bu, bir savaş topu maketiydi. İçine doldurduğum çivi, raptiye vb. gibi demir parçalarını balkonumuzun duvarlarına acımasızca atmamı sağlayan bu oyuncak, elektrikle çalışması bakımından da bir yenilikti.

 Alt komşumuzun bana öğrettiği iki kibriti ters bir şekilde folyoya sarıp ateşleme numarasından da etkilenerek yaptığım ilk çalışmam gerçektende ilkeldi.

            Kibrit Füzeler

            Yakılmak Üzere Bekleyen Kibrit Füze

Resim1,2: Yukarıda Kibrit Füzelerin Yapımı, Aşağıda İse Tam Ortadan Yakılması Görülüyor. Daha Sonra Ön Veya Arka Kibrit Yanıp Fırlıyor.

 İlk savaş topu yapma çalışmam apartmanımıza döşenecek olan doğalgaz borularından kalan ufak bir boru parçası ile yapacaktım. Ama ne yazık ki bu boru oldukça geniş ve işleyemeyeceğim kadar kalındı.

 Bu arada, barutla çalışan bu küçük oyuncağın barutunu nereden bulduğum sorusuna gelince, bunu babamın sıkı bir avcı olmasına borçluyum. Uzunca bir süredir ava çıkılmamasından ötürü de kullanılmayan, artmış barutlar benim için biçilmiş kaftandı.

 

 Kibritle yaptığım uyduruk fişek numarasından sıkıldıktan sonra elime geçen  güzel ve halınca bir alüminyum levhadan bir boru oluşturarak ilk savaş topumu  gerçekleştirmeye yaklaşmıştım.

 Borunun arka tarafını iyice sıkıştırdığım alüminyum folyolarla kapatıp ağızdan kara barutu doldurmuştum.

 Ateşleme sorununu çözmeme pek sorun olmadı, bir zamanlar şeklinden dolayı bombaya benzettiğim güzel bir mumu yakarak borunun en altına tutturdum. Bu işlemlerin hepsini evin çabukça su bulabileceğim yerlerinde yapıyordum, ayrıca buralarda yanacak pek fazla şey yoktu içinde ben olmadığım süreceJ

 Düzeneği hazırlayıp mumu yaktıktan sonra hemen ışıkları söndürüp evdeki inşaat ve ilaçlamalarda kullandığımız lastikli gözlüğümü taktım, banyonun dışına çıktım ve kapıyı, içerisini görebileceğim kadar açık bırakıp gizlice içeriyi seyrettim.

                            İlk Savaş Topum

 Resim3: İlkel Topun Canlandırması. Tutanaklar Mandallardan oluşmuş. 

 Bir dakika bile geçmeden borunun ucundan parlak, beyaz bir alev çıktı ve boru yerinden fırlayıp şiddetli bir pohlama sesi ile yan tarafa düştü. Ağzından yanmayan barut parçaları da saçılmıştı çevreye. Banyonun içi de bir anda ışıldayıp kararmıştı.

 Kara barut kullandığım denemelerde içerisi gerçekten çok ağır ve çekilmez kokardı. Eski zamanlarda yapılan savaşlarda kara barut kullanıldığından alanların nasıl bir koku ile kaplandığını da hisseder gibi oldum böylece. Kahverengi barutun kokusu ise bu kokunun yanında hoş bile denilebilir.

  Bu denemelerimden bir süre sonra ise beni doyuracak, ’’işte bu bir savaş topudur’’ diyebileceğim bir şey yapmak istemiştim.

Öncelikli sorunlarım ise güvenlik (çok önemli!), ateşleme, borunun tutanaklı bir şekilde oturması, maketin yeniden kullanılabilir olması gibi sorunlar vardı, ayrıca görünümü de hoş olmalıydı.

O günlerde denk gelmişti ki, elektrik ve elektronik uğraşılarına çok ilgiliydim ve emekleme aşamasında olmama karşın elimde kaliteli doğru ve alternatif akım kaynakları vardı.

 Elektronikle uğraşırken her gün mutlaka bir kısa devre oluşturur ve ellerimi de yakardım. Tam hatırlayamıyorum ama sanırım uzaktan kontrol edebileceğim bir ateşleme sistemini bu zamanlar akıl etmiş olmalıydım çünkü kızaran teller canımı epeyce yakmıştı.

 İşte en büyük sorunumu çözmüştüm! Artık yeni top modelimi yapmanın zamanı gelmişti. Elimdeki tüm levhaları gözden geçirdikten sonra kola kutularındaki levhaları kesip, düzgünce bir araya getirdim. İnce inşaat telleriyle de halkalar şeklinde destekleyerek boru şekline soktuğum levhayı iyice sağlamlaştırdım.İçeride oluşan basınç, bu kemerlerle levhaların şişmesini bir şekilde engelleyecekti.

 Borunun üzerine  eğlencelik, işi abartmak ve belki de yarar düşüncesiyle bir kaç kat kağıt peçete, birkaç kat alüminyum folyo ve son olarak ta karton bir kutu ile kılıf yapmıştım.

Bütün bu parçalar benim savaş topumun içinde oluşan ısıyı yalıtarak bana gelecek bir zararı önleyeceklerdi.

 

 Sıra topu oturtacağım düzeneğe gelmişti ki, bu da estetik açıdan önemliydi.

İlk olarak topun geri sekmesini önlemek gerekirdi ve ikinci olarak ta Medial of Honor adlı İkinci Dünya Savaşı temalı bir oyunda beni çok etkileyen savaş toplarına benzer, etkileyici çizgilere sahip görünümü olmalıydı.

 Mukavva kartondan kestiğim tek parçalı bir tasarım, işimi görmüştü.

İlk yaptığım toplarda gördüğüm kadarı ile de patlama anında ağız kısmından epeyce parça çevreye saçılıyor ve alev yumağı oluşuyordu. Bunu önlemek için de hem arkadan hem önden olmak üzere yine yukarıda saydığım sıra ile içi döşenmiş yalıtımlı folyolar kullandım.

İsmini ise topun görüntüsünden dolayı ''Zımba'' koymuştum.

Sonunda Top Hazır!

              Ve Sonuç. Ev Yapmı Savaş Topu

Resim4: Tasarımın Oluşmuş Şekli. Bu Resmi Cep Telefonlarının İlk Fotoğraf Çeken Modellerinin Olduğu Dönemde Çekmiştim. Bir Çok Uğraşımı Fotoğraf Makinamın Olmadığı Dönemlerde Yapmam Ve Yaptıklarımı Unutmama Bakılırsa Bu Fotoğraflar Bir Hazine Benim İçin. Namlu deliği ve fünye yerleştirme kısımları üstlerindeki kıvılcım önleme kalkanlarından dolayı gözükmüyor. Topun hemen yanında attığı mermi gözüküyor.

 

 İlk denememi balkonda yapacaktım, çünkü hem sesi mahalleye duyurmak, hem de zarar vermek istediğim nesnelerin burada olmasıydı. Topa kendi yaptığım özel ateşleme sistemini arkadan yerleştirdim ve namludan içeriye küçük bir vida parçasını bıraktım.

Ardından hemen içeri girip camın arkasından siper aldım ve elimdeki ateşleme düğmesine bastım.

Güzel bir patlama sesi yayıldı ortama. Balkon bir anda dumana boğuldu ve Bu kargaşanın ortasında havada bir şeyin takla attığını gördüm.

Ortalıkta alev ve duman adına bir şeyi kalmayınca hızla dışarı çıktım (Elimde de her duruma hazırlıklı olmak için bir tas su vardı). Savaş topum ters dönmüştü. Çevreye barut kalıntıları saçılmıştı ve en önemlisi topun namlusunun baktığı duvarda benim için büyük, ev ahalisi için fark edilmeyecek kadar minik bir delik oluşmuştu.

 Biraz aradıktan sonra duvardan seken çivi de elime geçti. Yaşasın! Artık istediğim zaman çalıştırabileceğim bir savaş topum vardı!

  Tüm araç gereçleri balkondan çıkardıktan sonra çözmem gereken bir sorun olduğunu hatırladım. Maketim patlamanın etkisi ile ters dönmüştü. Zımba adını verdiğim bu maketin, zımba gibi fırlayıp düşeceği kimin aklına gelirdi ki... 

 

Geri tepmek kuvvetinin bu kadar etkili olacağını düşünememiştim, çünkü birkaç ağırlığı topun zemine değen kollarına yerleştirmiştim.

 Okuldaki ders aralarında bir çok çizim yaptım kâğıtlara.

Hatta ilk defa bir kız arkadaşımın böylesine şeylere meraklı olarak bana birçok soru sorduğuna da şaşırarak. Çünkü bırakın kızları, erkek arkadaşlarımdan bile pek azı ilgiliydi bu tür ilginç eğlencelere.

Yaptığım çizimler çok hayali olmuştu. Çünkü geri tepmeyi önlemek için hidrolik pistonları kullanmayı düşünüyordum. İçini gaz veya sıvıyla dolduracağım bu pistonlar, o günkü şartlarıma göre yalnızca birer düştü.

              Ağırlık Eklenmiş.

Resim5: Bacak Aralığına Ağırlık Eklenmiş Model. 4.Resimde Bacakların Sonunda Görülen Ağırlık Somunlarının Ön Tarafa Alınması da Ufak Bir Ayrıntı. Bu Ağırlıklar, Kuvvetin Uygulama Noktasının Olabildiğince Uzağa Alınmasıyla Momentinin Artırılması Amacı İle Uzaklaştırılmıştı. Ne Kadar İşe Yarardı Bu Tam Bir Bilmece.

 Yapağım tek şey, topun önüne biraz daha ağırlık koymaktan başka bir şey olamadı.

Ağırlığı eklemiştim eklemesine ama artık bir deneme daha yapmak içimden gelmemişti. Sanırım bu işten hevesimi almıştım. Özene bözene yaptığım bu maketi ilk ve son defa kullanmıştım. Nedeni bir başarısızlık değil, bu konuya ilgimi kaybetmemdi ne yazık ki….

 

                 Fünye Korumasının Son Durumu

                           Duvardaki Ufak Hasar

 Resim 5,6:Üstte Fünye Düzeneğini Koruyan Kağıt Kaplamanın Patlamadan Sonraki Bozulmuş Durumu Gözüküyor. Altta İse Duvarda Oluşan Hasar.

Bu ateşleme yöntemini kullanarak buzdolabına koyduğum suyun içine ateşleme düzeneğini daldırarak suyla beraber donmasını sağlamış ve kabın şeklini alan donmuş suyu kabından çıkararak patlatmıştım balkonda.

 Barutun yıkıcı gücüne ilk olarak ta bu denememde tanık olmuştum. Çünkü kırılamaz olarak gördüğüm koca buz bloğu ortasından çatlamış ve 3-4 parçaya bölünerek tüm balkona dağılmıştı.

Bir kova suyun içinde yaptığım deneme ise suyun fokurdamasından ve sapsarı kesilmesinden başka işe yaramamıştı.

Barutla gerçekleştirmiş olduğum bu en ele alınabilir denemeler beni daha tehlikeli bir deneye de götürmemiş değildi.

 

 Ağzı sıkıca kapatılmış bir plastik şişenin içine bu düzeneği yerleştirdim. Ama hiç patlatmadım. Birincisi patlamanın çok tehlikeli ve şiddetli olmasından çekinmiş olmam, ikincisi bu denemeyi yapacak yerin olmamasıydı.(evden dışarı çıkmaya da üşenmiştim, o zamanlar hava uygun olmamış olsa gerek) .

 Bodruma attığım bu tehlikeli pet şişeyi yıllar sonra yeniden gördüğümde hiç bozulmamış olarak eski eşyaların arasında öylece yatıp duruyordu. Savaş topu ise en son atıl bir şekilde gördüğüm namlusundan başka bir şekilde çarpmamıştı gözüme. Sanırım şu an o da şehir çöplüğünde yıllardır doğanın onu yok etmesini bekliyordur.

 Bozmaya kıyamadığım bu pet şişe de umarım sandıkların içinden bir gün başımıza iş açmaz…

(Burada anlattığım ev yapımı savaş topunun ayrıntılarına girmek istemedim, deneyenler için tehlikeli olabilir.)

                                         Helezonlu çivi

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Tüftüf Oyunu Üzerine DEV YAZI Dizisi!(2)

9/12/2009 · Kategori: Mini Muhendislik

2.KISIM

                                       SUSTURUCU MU? 

                                     (1.KISMIN DEVAMIDIR)

                              İLK KISMI OKUMAK İÇİN TIKLA             

 Evet, bu soruyu kendime sorduğumda ilginç bir gülümseme belirmişti yüzümde. Tanrım, şu basit oyuncak gittikçe daha karmaşık bir durum alıyordu artık.

 Susturucular üstüne yaptığım araştırmalar yarım saati bulmamıştı. Ama sıra kendi tasarımıma gelince çok değişik yöntemler düşünmüş ve zamanımın çoğunu buna harcamıştım.

 Gerçek susturucuların mantığı, içerideki basınçlı gazları, namlunun ufak deliğinden sıkıştırarak atmak yerine namludan çıkmadan önce namludan daha geniş hacime sahip bir bölüme gazın alınmasıyla sıcaklığının ve basıncının düşürülmesidir.

Benim nefesimde ısısını düşürmem gereken yüzlerce derecelik gazlar olmadığına göre, yapacağım tek şey tüftüf borusunun ağzını geniş tutmak olacak gibiydi. Belki ağıza

açtığım bazı ufak deliklerle gazın çktığı yüzeytin genişliğini dahada artırabilirdim...Susturucu tasarımımı hiçbir zaman tam olarak gerçekleştiremedim. Nedenini yazının ilerleyen bölümünde açıklayacağım.

 

                                            VE 3.KUŞAK TÜFTÜFLER GELİYOR!

 Uzun tüftüf çalışmalarımın sonuna geldiğimi düşünürken fişeği daha uzağa götürmemi engelleyen şeylerin ne olduğunu kendime yeniden sordum.

Başta nefesimin gücünün sınırlı olduğunu biliyordum, abartılı olmasaydı borunun uzunluğunu daha da artırabilirdim. Ama onun yerine belki bir elektrikli veya pedallı hava pompası kullanarak güçlü bir atış yapabilirdim. Pedala hızlıca basarak atış yapma düüncesi başta iyi gibi gelse de zevksiz ve hantal bir kullanımı olacaktı. Piyasada bana uygun sıkıştırılmış karbondioksit tüplerininde olduğunu sanmıyorum.

En iyisi hava direncini olabildiğince azaltmaktı.

 Bir fişek konisine ön yüzden baktığınızda göreceğiniz tek şey bir daire olacaktır doğal olarak.

Ve bu dairenin çapı ne kadar büyürse hava direnci de buna bağlı olarak büyüyecektir.

Küçüldükçe de hava direnci azalacaktır ama kullandığınız borunun da çapını azaltmanız gerekecektir.

 Meyva suyu içtiğimiz kamışların çapında ve 1 metre uzunluğunda bir boru düşünün.

Ne kadar saçma ve gülünç değil mi? (Artık yılan gibi boynumuza dolandırır, öyle gezeriz.)

Öyle ise küçülen boru değil, fişekler olmalıdır. Ama küçük çaplı bir fişeği boruya yerleştirip üflediğinizde yerinden bile zor kımıldar, çünkü kenarlarından hava kaçırır.

            Daire Alanı Çalışmaları (Geçmiş Zamanlı Çizimim)

Resim 19:  Fişek Dairesinin Alanını Daraltma Çalışmalarımdan Bir Karalama Çizimi. Bu Tasarıya Göre Fişeğe Hava Üflediğimde Arkası Açılacak Ve Fırlayacaktı. Namludan Çıktığnda İse Hava Direnci Veya Başka Bir Şekilde Açılan Kısım İçe Kapanacak Ve Alanı Daraltacaktı. İşe Yaramamış Kullanışsız Bir Yöntemdi.

 

Bir Devirin Kapanışı

 ''Eğer fişek havayı tutamıyorsa, havayı tutan başka bir şey onu itebilirdi!'' 

İşte bu fikir 3. ve son nesil tüftüflerin ana fikri idi. Tüftüf borusunun içine tüftüfte sabit ama kanalın içinde ileri geri hareket yapabilecek bir piston koyacaktım.

 Bu piston basınçlı havanın etkisi ile ileri fırlayacak, Borunun sonuna gelindiğinde ise hareketi durup önündeki fişeği ileri doğru fırlatacaktı. Buradaki en önemli sorun, itici pistonun borunun sonuna geldiğinde ani çarpma sonucu bozulmasıydı. Bu sorunu borunun sonuna süngerimsi çeşitli gereçler ekleyerek önleyebilirdim. Veya pistonda borudan fırlardı fakat tüftüfe bağlandığı ip sayesinde kurtulamazdı. 

Düşüncem artık oturmuştu.

 

Yeni Bir Fişek Çeşidi

 İtici piston sayesinde sadece fişeği değil, ağırlığı çok olmayan her türlü cismi atabileceğimi bilmeme karşın, fişekler benim için en iyisiydi, çünkü nereye gidebileceği kestirilebiliyordu ve yalpalama, sekme gibi sorunları yoktu.

Artık hava direncini en aza indirebilmem için bir şansım olmuştu.

 

 

                                                      3.Nesil Tüftüf Fişeği

 Resim 20: 3.Nesil Fişek. İlk Basit Tüftüf Fişekleri İle Karşılaştırıldığında Çok Küçük Ve Değişmiş Gözüküyor. Ancak Giderleri Azaltması, Yapımının Kolaylığı, Hızı Ve Kararlılığı İle Kimse Boy ölçüşemez.

 

 

                                                NEFESİ KESİLEN ADAM

 Tüm bunlar iyiydi ama bir ayrıntıyı gözden kaçırmıştım. Tüftüfe üflediğimde hızla ilerleyen fişek, namluya çarpıp birden duracak ve üflemeye devam eden ben, boruda havanın sıkışması ve beyindeki kan basıncının artmasıyla  gözlerim büyüyecek ve kösülüp kalacaktım yarıda kesilen nefesimle. Sağlık yönünden olumsuz bir durumdu.

 

 Bu sorunun çözümünde bana ''Ağız Freni'' yardımcı olacaktı. Ağız Freni Top Namlularının ucunda yumru şeklinde olan delikli bir parçadır.

              Tüftüfe Örnek Oluşturan Ağız Freni.(Kırmızı Alan)

            Resim21: Ağız Freni Büyük Tutulmuş Motorlu Bir Savaş Topu.(Kırmızı Alan) 

 

 Namlunun içinde hızla ilerleyen mermi, namludan çıktığında arkasında mermiden daha düzensiz ve çıkmaya istekli olan gazlar, mermiyi sağdan soldan ve arkasından itekleyerek yalpalamasına ve sapmasına neden olurlar. İşte bu ağız freni sayesinde bu gazlar, mermi namludan tam ayrılmadan dışarı kaçabilme şansını bulurlar ve mermiyi rahat bırakırlar.

 Bende itme pistonunun çarptığı anda bulunduğu yerin tam arkasına delikler açacaktım ve böylece içeride sıkıştırmak istemediğim nefesim buradan dışarı çıkabilecekti. Ve böylece rahat bir üfleme gerçekleşecekti.

Resim22: Devrim Yaratan Tasarımın Geçmiş Zamanlı Çizimi. Boruya Açılan Deliklerin Yanısıra Fişeği Tutan Kısımada Aynı Deliklerden Açılır. Böylece Fişekle İtici Piston Arasında Vakum Oluşması Eengellenir. Resimde Tam Olarak Belirtmediğim Şey İtici Pistonun Nasıl Durdurulacağı.

 

                             GÜLE GÜLE SİZE GÜZEL GÜNLER.

 3.Nesil tüftüf tasarımımı hiçbir zaman gerçekleştiremedim. Çünkü büyük bir olay olmak üzereydi:

yeniden Taşınıyorduk...Yeni taşındığımız yer de şehrin içinde sayılabilecek bir yer olduğundan artık tüftüflere veda etme zamanım gelmişti ne yazık ki.

 Köpek dostlarımızın neden olduğu basit bir olay nasıl da eğlenceli bir oyuna ve uğraşa dönmüştü...İşte hayat içinde böyle gelişmeler ve daralmalar yaşatıyor insanoğluna.

 Şimdiki mahallemizde Yeni Tüftüf tasarımımı deneyecek koridor şeklinde ufak bir arazi olsa da, ne evlerin camlarını indirmeyi göze alacak güvenim, ne de bunlarla uğraşacak sabrım ve vaktim var.

 Kimbilir, belki ileride yeni fırsatlar bulurumda bu güzel uğraşıyla bir daha ilgilenebilirim...

3.Nesil Tüftüf Ve Bir Düş.

Resim23: 3.Nesil Tüftüf. Yapılmayan Bu Güzel Tasarımın, Alev Silahlarını Andıran Bir Görünümü Var

                                                                 

                                                                   RESİMLER

 

2. Nesil Tüftüfün Arkadan Görünümü

Resim 24: 2.Nesil Tüftüfün Arkadan Görünüşü. Altında Basit Tüftüf Gözüküyor. 

Tüftüfü Susturun! Karalamalar,Çizimler,Beklentiler.

                           Susturucu Tasarımımdan Geçmiş Zamanlı  Bir Çizim.

 

         HİÇBİRZAMAN  KULLANMADIĞIM AMAÇSIZ TEHLİKELİ FİŞEKLER

                                Hem Saplansın, Hem Patlasın! 

                                              Direk saplansın! (Sapkınca Fikir)

                                            Belirteç Fişeği. Amaç Atıldığı Yere Girip Yer Belirtmesiydi.

Geçmişten Günümüze, Günümüzden Düşlere Tüftüfler:)

Resim 28: Güzel Bir Karşılaştırma. 1.Nesil Basit Tüftüfler Aslında Bir Borudan Oluşuyorlar.

 

                                 Bu Şey Ses Çıkarıyor!

                               Saptamalar.

Resim 29 Ve 30: Islıklı Fişekler İçin Flüt Kesitini Aldım. Koordinat Üzerine Karalamalar 

 

                                                                         

                                                               -SON-

 


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Tüftüf Oyunu Üzerine DEV YAZI Dizisi! (1)

7/12/2009 · Kategori: Mini Muhendislik

1.KISIM      

                                                                      Tüftüf

                                                    Resim1: Tüftüf kullanan bir çocuk

 

                                         BAŞLI BAŞINA İLGİ VE EĞLENCE ODAĞI

 

Kapsamlı Bir Tüftüf Çalışması Yapma İsteğinin Altında Yatan Derin Nedenler: Basit Bir Şey İçin Neden Bu Kadar İstek?

   İnsanlar düşünsel olarak ya da fiziksel olarak büyüdükçe üzerinde durdukları olgular, olaylarda değişiyor ve bu değişimler ilgi duydukları alanlara, olaylara bakış açılarına ve becerilerine de yansıyor, bir yetenekleri var ise de o yetenekleri daha fazla gelişiyor.

 En güzel anılarımı yaşadığım, eski oturduğumuz yer de her ne kadar doğa ile iç içe olsam ve mutlu olsam da sosyal açıdan doyurucu bir yer değilmiş ki yeni yerimize taşındığımda yaşadığım değişimlerin çok azını bile görememişim.

  İlkokul yıllarında, taşınmamızdan sonra askeri üsten kalkan savaş uçaklarının inişe geçtiği zaman iyice alçalarak bizim mahallemizin tepesinden geçmesi bende aşırı derecede savaş uçağı merakı doğurmuş ve epeyce büyüğümü bu konuda sıkmayı başarmıştımJ.

43 tane değişik modelde savaş uçağı oyuncağının yanı sıra kendi yaptığım, satın aldığım ve üsle ilişkisi olan kişilerin üstüne üstüne giderek savaş sanayisi ile ilgili çıkan dergileri almam ve biriktirmem bu ilginin sadece ufak bir kısmı idi.

 Ardından Titanik filminin ve 2.Dünya Savaşı sonrası Hollywood yapımı savaş filmlerinin etkisi ile gemilere ilgim oldu, maketler yaptım ve alüminyum levhalardan yaptığım nice yelkenli gemi maketlerini sularda batırdım. Hatta güzel bir yüzen denizaltı modeli yapmışlığımda oldu doğal olarak. Almanların U Bot serisi denizaltılarına benzer olarak yaptığım denizaltıyı suya hızlıca attığım çelik iğnelerle ve bir şırınganın suyun içinde yarattığı basınçlı su şokları ile yaralayıp batırmakta ayrı zevkti.

 Atatürk’ün Ve Cumhuriyetimizin anısına Tüm Türkiye’yi dolaşan Cumhuriyet Treninin şehrimize gelmesiyle de çılgınca bir buharlı tren merakı başladı bende. Evde buharla çalışan bir motor yapmak için ne kadar çok zamanımı harcamıştım o zamanlar...

 Ardından savaş topları, mancınıklar, kılıçlar, tanklar, benzinli motorlara benzeyen maketler silsilesiyle epeyce uğraştım.                     

                   

                                Resim1a: İlham Ve Uğraşı Kaynaklarımdan Biri Daha.

               2000 Yılı, Cumhuriyet Treni Şehrimizde.YAŞASIN CUMHURİYET!

                     

                     İlgi Ve Uğraşı Yumağı

                                       Resim2: Uğraşıya giden yolda beyni saran imgeler...

 

                                               TÜFTÜF MACERASI BAŞLIYOR

Mahalle İçi Savaşlar.

 Mahalle içinde erkek çocuklarının büyük bir zevkle oynadığı tüftüf ( Diğer adları fişek veya boru gibi isimlerdir) oyununa benim pek ilgim yoktu aslında. Çünkü benim gönlümde her zaman ağır taşlar atan, değdiği yere saplanan oklar atan, ardı ardına çakıllar atan hayali silahlar yatıyordu. Mancınık ve ok yapma çalışmalarım olmuş olsa da bunlar güldürücü bir çalışma sergiliyorlardı. Savaş oyunlarında bana tüftüfle veya boncuklu tabanca ile saldıran arkadaşlarıma ben kendi geliştirdiğim kolay bir atış yöntemiyle kısa boylu düz çubuklar

veya çeşitli katmanlara sahip olan çamur topları atardım.

Savaşlar(!) sırasında genellikle kendi yaptığım, resimlerle süslenmiş kartondan zırhlar giydiğimden de tüftüflerin veya tabancaların etkisi olmazdı. Üstüne boncuk, kâğıt, boru gibi araç gereçlere gereksinimim de yoktu, kısa bir doğa yürüyüşü yapıp uygun sopaları ve çamurları bulmam yeterliydi.(Laf aramızda nişancılık yeteneğim fazla olmadığından tüftüfte keskin nişancı olan arkadaşlara karşı bende böyle bir yöntem geliştirmiştim. Belirtmekte yarar var ki ilkel silahlar her zaman modern görünümlü silahlardan daha ürkütücüdür, bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca Tüftüf çok sağlıksızdı! Sokaklarda ağızla temas eden silah ve kâğıtlar mikrop kaynağıydı, bende titiz bir çocuktum.)

Sokak savaşları ile ilgili anılarımı başka bir yazımda anlatacağım.

 

                                           TÜFTÜF NEDİR?

Tüftüf, nefes gücü ile bir boru aracılığında huni şeklinde sarılmış kâğıt fişek atan bir çocuk oyunu silahıdır. Aynı türden silahı bambudan yapılmış borularla amazon yerlileri kullanır. Yerlilerin fişekleri avlanmak içindir ve uçlarında hayvanların öd sıvısından veya başka bir kaynaktan alınma zehirler bulunur.

Örnek bir tüftüf; 30 cm uzunluğunda kesilmiş bir elektrik borusundan, fişeği ise bir kalem boyundan biraz daha kısa olarak sarılmış kâğıt bir huniden oluşur. Huni sarıldıktan sonra ucu tükürükle ıslatılıp yapıştırılır.(Benim gibi titizler, bu kısmı bant veya uhu ile yapardı.)

 

                      Süslenmiş Basit Tüftüfün Başlıca Kısımları 

                                                                   Resim3:

Süslenmiş, basit bir tüftüfün bölümleri.(A:Kibrit kutularından oluşmuş tutanak, B:Plastik Elektrik Borusu, C: Kesik Borudan Yedek Fişek Koyma yeri, D: Nişangah borusu)

 

Fişek arkadan yerleştirilir, güçlü nefesle borunun içine üflenilir ve fişek hızla ilerler.(Bazı fişeklerin rüzgârsız havalarda apartmanların 5.katına eriştiğini gördüm)

Tüf Tüf ‘’ŞİŞTİ’’ denilen şişme durumuna geçmediyse, yani borunun içindeki hava basıncının ve buharın etkisi ile parçalanıp fırlamamışsa sizden keyiflisi olmazdı.

Tüftüfe iki-üç kibrit kutusunun elektrik bandı ile birleştirilerek eklenmesi ile de basit ve hoş görünümlü tutacak yerde yapanlar olurdu. Aslında bunu herkes yapardı, bu da yetmezdi ve elektrik borusundan yüzük şeklinde ufak parçalar kesilerek alt alta yapıştırılır ve bu deliklerden üstteki nişangâh, alttakilerde yedek fişeklikler olarak kullanılırdı.

Bu durumu ile tüftüf artık bir makineli silaha benzerdi.

Tüftüfe iğne koyup tehlikeli hale sokmak her çocuğun aklına geldiysede hayat boyu sakatlığa sebep verebileceğinden yapmış olan benim bildiğim kadarı ile yoktur. Mantarların fişeğe takılması yolu ile patlayan fişekler yapan çocuklar vardı ama.

 

                   Penguende TüfTüf

Resim4: Haftalık Mizah Dergisi Penguende Çıkmış Bir Tüftüf Karikatürü. Tüftüfe İğne Koymak Gerçekten Tehlikeli, Aptalca ve Haince Bir Şeydi. Fişeği Fırlatan Adamın Belinden, Yeni Fişek Yapmaya Yarayan Uzunlamasına Kesilmiş Kağıtlar Sarkıyor.Tıpkı Eski Günlerde Olduğu Gibi.  

 

TÜFTÜFE GERİ DÖNÜŞ

Tüftüf benzeri çocukluk oyunlarının çok gerilerde kaldığı ve benimde üniversite sınavına hazırlandığım günlerde apartmanımızın önünden ayrılmayan ve herkesin baktığı dişi bir köpek ortaya çıkmıştı. Hepimizin onu çok sevmesine karşın mahallenin tüm erkek köpekleri apartmanın etrafında doluşup kavga ediyor, havlıyor, uzaklaşsalar da birkaç saat içinde yeniden hıra güre başlıyorlardı. Ders çalışma saatlerimde her ne kadar bu sesleri göz ardı etsem de gecenin geç saatlerinde uyurken bu seslerin düşlerime kadar girmesi artık beni çileden çıkarmıştı.

 O günlerde Almayanın 2. Dünya savaşı sırasındaki savaş sanayisine de pek meraklıydım.

Von Braun’un V2 Roketleri, acımasız Alman Tiger tankları, Flak 88 uçaksavarları, Paris Topu ve daha niceleri. Evet, bu da benim savaşım olacak gibiydi..

 Flak88 ve personeli.  

Resim5 Ve Resim 6: İlham Kaynakları, İleri Hatları Gözleyen Askerler Ve Saldırı Anındaki Tanklar 

                                                      Tank Avcısı Yüksek Hızlı Topa Sahip Hafif Sınıf  Bir Panzer

 

Taktiğim köpeklere herhangi bir fiziksel zarar vermeden apartmanımızın çevresinden sürekli rahatsızlık vermek ve onları bu bölgeden ürkecek duruma getirmekti.

 Hemen kendime bir silah bulmalıydım. Çok karmaşık şeyler yapabilirdim ama elden geldiğince kolay kullanılan, bozulmayan ve hammadde sıkıntısı çekmeyeceğim bir şey olmalıydı bu.Hayal dünyamdan harıl harıl çalışan savaş mühendisleri ve üretim tesisleri geçiyordu artıkJ

 Sapan kullanmak tehlikeli idi. Hızla yerdeki yollara çarpan taşlar sekip istenmeyen yerlere sıçrayabilirdi. Ayrıca evin içinden atış yapacağım için kendi camlarımızı da kırabilirdim.

Elimle taş atsamda uzağa gitmezdi pek. Zaten dar olan oda camından dışarıya doğru ne kadar sağlam bir atış yapabilirdim ki? Boncuk tabancaları da attıkları gülünç plastiklerle bırakın metrelerce öteye gitmeyi birkaç metre öteden kendime sıksam elbiseme deyip sessizce düşerlerdi.

Su tabancam esintili havalarda bahçe fıskiyesine dönecek, komşularımızın camlarını kirletecekti.

Attığını uzağa taşıyan, ses getiren, nişanladığım yerden başka yere düşmeyen, sessiz, tutuşu kolay ve güçlü bir silaha ihtiyacım olduğu kesindi. Ama ne olmalıydı bu?

 En güvenli silahı bulmuştum: TÜFTÜF.

Bodrum katımızdan 30 cm.lik bir elektrik borusu buldum hemen. Çocukluğumdan aklımda kalanlarla kendime market kitapçıklarının kuşe kâğıtlarından bir de fişek takımı yaptım.

          GELENEKSEL TÜFTÜFLER HAYAL KIRIKLIĞI YARATMIŞTI:

                            BİR ŞEYLER YAPMAK GEREKLİYDİ.

Yaptığım tüftüfü hemen denemek için pencereye koştum. Hava durgundu ve bulutluydu. Etrafta köpek falanda yoktu. En önemlisi benim gibi ‘’koca adam’’ olmuş diğer arkadaşlarımın, (özellikle kız olanların!) ve komşularımızdan ortalıkta kimse yoktu.Öyle ya artık liseli bir delikanlıydım :)

 İlk tüftüfü öylece karşı yola doğru üfleyerek salladım.

 Evet, iyi gitmişti ilk atış için. Hızlı bir çıkış yapıp sakince süzülerek yere öylece kondu. Gökyüzünden yere doğru süzülen karahindiba çiçeği tohumları gibi.

Evet. En azından sessiz ve zararsızdı.

              Bazı Eklerle Süslenmiş Geleneksel Bir Tüftüf

             Resim7: Basit Tüftüflere Eklenilen Parçalar Süsten Başka Bir Şeye Pek Yaramıyordu.

 

 İkinci tüftü salladım ardından. O da nesi? Havada yalpalayarak kendi ekseni etrafında dönüşler yaptı ve aptalca yere yapıştı. Bu tüftüfle belki birkaç köpeği vurabilirdim, ama sadece evin önünde sap gibi duranlarını.

Birkaç gün sonra onuda yapamayacağımı anlamam için çok beklemedim.

Canlı hedef olarak sınırlarıma giren ve sürekli havlayan, atışımı yaptığım bir köpek, tüftüften çıkan ‘’pohh’’sesini duyarak bana baktı önce. Fişeğin ayağının dibine düşmüş olduğunu bile fark etmeden gözümün içine bakarak arkadaşlarına havlamaya devam etti…

Kahrolası bir kâğıt parçası ile ne yapmaya çalışıyordum ki.

 

ARTIK TARİHİN, BİLİMİN VE FİZİĞİN ZAMANI GELMİŞTİ.

İnternetten ve elimdeki savunma sanayisi dergilerinden araştırma yapmanın zamanı çoktan gelmişti. Çünkü elimde rüzgâra kapılıp atış yaptığım yer ile ilgisiz olan her yere düşen çocukça kağıt fişekler vardı sadece. (Ha birde borusu vardı.)

Zırh delici top mermileri, zırh kalınlığının ve eğiminin dayanaklığa etkisi, namlu uzunluğunun mermi çıkış hızına etkisi, yere göre en iyi atış açıları, hava sürtünmesinin etkileri, aerodinamik bilimi, havalı tüfekler…Bunlar bana doğrudan olmasa da manevi olarak destek verdiler araştırma yapmam için.

 

                   BİR DEVRİM BAŞLIYOR, GELENEKSEL TÜFTÜF,

                        YERİNİ YENİLİKÇİ FİKİRLERE BIRAKTI.

Rüzgârın Uçurtmaya Çevirdiği Fişekler.

Elimdeki fişekler kâğıttandı. Doğal olarak kâğıtlar çok yeğniydi(hafif) ve rüzgarın etkisiyle sürüklenip kendi başına uçup gidebilirdi.

 Ama ağırlığını artırırsam dolaylı olarak hızı artabilir ve belkide esintilerin etkisini biraz olsun atlatabilirdim, çünkü kütlesi arttıkça depolayabileceği enerji miktarı da artıyordu. 

 Hemen ağırlık artırıcı yöntemler düşünmeye başladım. Kalın bir kartondan yapacağım bir fişek hem beni zorlardı, hem de kaynaklarımıJ Hem kartonla kâğıt arasında pekte bir fark olacağını sanmıyordum.

Fişeğin ucuna bir demir koyarsam, en kolayı bir çivi, bir aşama kayıt edebilirdim. Aynı zamanda ağırlığın ters bir etki yapması olasılığı da aklımdan çkmıyordu.

‘’Bir nesnenin uçup uçamaması onun ağırlığına bağlı değildir, önemli olan ona yeterli gücü verebilmektir.’’ tümcesini hatırladım okuduğum kitaplarda birinden. Harekete geçme zamanı gelmişti.

                            Deneysel Tüftüf Fişeği

                                  Resim8: Deneysel Tüftüf Fişeği Üretim Çalışmaları

 

Deneme fişeğini attığımda bir şaşkınlık yaşadım. Rüzgârın sürükleme gücüne karşı koyamıyordu fakat  fişek dah uzağa gidiyordu.

 

 Hemen lise fizik kitaplarımı açtım. Rüzgâr hızı sadece yatay konuma etki ediyordu. O zaman ileri hıza etki eden şey fişeğin içine koyduğum çiviydi.

Ağırlık Arttıkça Fişekler Daha Hızlı Ve Daha Güçlü Oluyorlardı.

Fişeğin içine koyduğum çivi birkaç atış denemesinden sonra anladım ki yerini pek beğenmemişti.

Eylemsizlik kanununa göre fişek hızlandıkça çivi yerinde durmak istiyor ve fişek namludan çıktığında çivi banttan sökülmüş durumda içeride kalıyordu.

Çivi, daha iyi bir şekilde oturulmalıydı.

En akıllıca yöntem çiviyi burun tarafına yerleştirmekti. Ama kesinlikle sivri tarafını değil, hem yerinden yeniden çıkmaması için, hem canlılara zarar vermemek için, hem de arabaların tekerlerini patlatmaması için. Zaten sivri uçları zımpara ile iyice kütleştirmiştim. Önemli bir ayrıntı da, cam çivisinin uçtaki geniş kısmının bağlandığı sopa kısmına az bir uhu sürüp öylece ile fişeğe sokmuş olmamdı. Basınçlı hava, çiviyi fırlatıp kağıdı usulca namludan çıkardığında ayırt etmiştim bunu. 

                              İlk Kullanışlı Tüftüf Fişeği

                                                  Resim9: İşe Yarayan İlk Fişek

 

Artık iki çiviyi birbirlerinin tersi olacak şekilde de buruna yerleştirip atabiliyordum ve ağırlık arttıkça fişeğim daha uzağa gidiyordu. Ama bir ağırlık sınırı vardı doğal olarak. Ağırlık arttıkça daha güçlü bir nefese gereksinim duyuyordum, fişeğin iç hacmi de dardı.

‘’Kütle arttıkça, içinde biriktireceği enerji miktarı da artıyor olmalı ve bu da gittiği yolu artırıyor olmalı’’ diye düşündüm.Sonuçta ben hava direncine ve yer çekimine karşı iş yapıyordum.

P=mXv

Momentum=kütle X hız

İlk basit fişeklerim hızlı olabilirdi ama kütleleri azdı. Şimdi hem hızları hem kütleleri fazlaydı.

 

Ben Çöplüğe Doğru Ateş Ediyorum Amacım Cam Kırmak Değil!

 

Yağmur fırftınalarının en şiddetli olduğu zamanlar bile köpekler oradan oraya koşturarak benim sessizlik sınırlarımı tehdit etmeye devam ediyorlardı.

Attığım tüftüf fişekleri ise ne kadar hızlı olurlarsa olsunlar hedefi bulmaktan çok uzaktılar. Saçma sapan yerlere düşerekte beni deli etmeyi başarabiliyorlardı.

İster yukarı ister tam hedefe doğru atmak isteyeyim esintiler beni ve tüf tüfü yeniyordu.

Aerodinamik Ve Fizik Yardıma Koşuyor.

‘’Bir cismin hava ile karşılıklı temas ettiği alan ne kadar büyürse havanın ona karşı gösterdiği dirençte artar’’

Beklide Fişeklerimin havada paraşüt gibi savrulmasının temel nedeni budur.  Tüm çocukların ve meraklıların kullandığı fişekler Bir kalem uzunluğunda ve oldukça büyük, zaten fişekler parmaklar yardımı ile yapıldığından daha küçüğünü elde etmek çok zor, üstelik kısa yapan arkadaşlarımın olduğunu da hatırlıyorum, fişek kısaldıkça hafifliyor ve daha dayanıksız oluyor.

Ama benim elimde normal bir fişekten daha farklılaşmaya başlayan bir şey vardı artık.

Fişeğin ağırlığı 1-2 çivi ile tamdı, üstelik fişeği ıslatarak değil, elime bile zor kopardığım dayanıklı kırtasiye bantları ile tutturuyordum.

Ve fişeği eskisinin yarısınında yarısı olacak şekilde kesip attım. Arkasını da iyice genişlettim ki kesildiğinden dolayı küçüldüğünden havayı borunun iç kenarlarından kaçırmasın.

Artık fişeği kesmeden, doğrudan çok kısa kâğıtlardan yapıyordum hunilerimi.

                                     Ve 2.Kuşak Tüftüf Fişeği Ortaya Çıktı!

        Resim9:Büyük Bir atılım.Bu Fişek Uzak Mesafelerin Ve Keskin Vuruşların Habercisiydi.

 

Yeni bir deneme daha yapmanın zamanı gelmişti. Bu iş için rüzgârlı bir hava seçmiştim.

İlk atışımı heyecanlı ve umutlu bir şekilde yapmıştım ve evet! İşte olmuştu!

Fişek, üstüne damlayan yağmur damlalarına ve gövdesine çarpan rüzgârın acımasız vuruşlarına pekte aldırmayarak düz sayılabilecek bir doğru çizerek benim doğrultumda ilerlemiş ve düşmüştü. 

 Ardından gelen ikinci denemeyi de gökyüzüne doğru yapmıştım. Bu atışında sonucuna başarı diyebilirdim. Çünkü Esintili bir havada en iyi sonucu almıştım.

                     Havuz Problemi Ve Tüftüf

Resim10: Hızla Akan Bir Nehirde A Noktasından Tam Karşıdaki B Noktasına Gitmek İsterseniz, Mutlaka C Noktasına Çıkarsınız. B Noktasına Yakın Bir Yerde Çıkmak  İsterseniz Eğer, Hızınızı Olabildiğince Artırmalısınız. Ben Bu Açığı Fişeğimin Yanal Yüzey Alanını Küçülterek Kapattım.Fişeklerim Rüzgara Karşı Torba Gibi Davranmaktanda Kurtuldu.   

 

                                                                   AÇILAR

Fizik dersinde öğrendiğime göre bir atışın en uzak mesafeyi bulabilmesi için namlunun 45 dereceyi bulması gerekiyordu. Bu iyi bir ayrıntıydı ama kullanışta elimin bu açıyı görmesini sağlamam zorlayıcı olacaktı. Aklımda bir fikir var olmasına karşın elimdeki namlunun boyu bu fikri gerçekleştirmeme olanak vermeyecek kadar kısaydı.

 

   ÖNEMLİ BİR SORU: NAMLU UZUNLUĞU MESAFEYİ ETKİLER Mİ?

Bu soruyu uzunca zamandır aklıma yakmıştım ve bazı araştırmalarda da bulundum.

Avcılık sitelerinde bu konu ile ilgili olan tartışmalarda da gördüğüm kadarı ile bir belirsizlik havası vardı.

Tam bu sırada Dünya savaşlarından birisinde Almanların yaptıkları ‘’Paris’’,’’Gustav’’,’’Dora’’ adlı topların videolarına denk geldim.

Paris topu 90 kg ağırlığındaki mermiler 116 km uzağa, Paris'e kadar ulaştırabiliyordu ve atış yapıldığında sesi Paris ten duyuluyordu.

Gustavla ilgili video da dikkatimi çeken şey top namlusunun devasa uzunluğuydu. Bu benim destek noktam olacaktı.

                           Topun, Mermisinin ve İnsanların Boyuna Dikat Ediniz

                                                           Resim 11: Gustav

                               DEV GUSTAV TOPUNUN İZLENCESİ (VİDEO)

 

Elektrikçiye gidip 1 metreyi aşan bir uzunlukta bir elektrik borusu almadan önce bazı hesaplamaları göz önüne almak zorundaydım.

 Akciğerlerimden çıkan havanın hacmi borunun iç hacmini dolduramayacak kadar olursa eğer, fişek hızlandıktan sonra yavaşlayabilirdi.

Silindirin hacmi hesabına göre ulaştığım sonuçla suyun içine üflediğim havanın hacmini ölçerek ulaştığım sonuçlarda bir sorun çıkmadı.

Yanlış hatırlamıyorsam borunun uzunluğunu 1.20 metre olarak belirleyip satın almıştım. (Sıradan tüfütüfler 40-50 cm yi geçmez pek)

 

 Artık dev bir Tüftüf borum vardı. Boruyu denemeden önce özel bir destek yapmam gerekiyordu önce. Zaten plastik olan bir boru, ısının etkisi ile iyice yamuluyordu.

''Paris'' ve ''Gustav''toplarındaki çelik halatların yerini, benim Tüftüf borumda ince inşaat telleri aldı.

Atış testimi evde yapmaya karar verdim, çünkü hatırı sayılır bir güç olduğunu sezip evimizdeki eski ve ince bir çelik tepsiyi test etmek istedim.

Odaya kimsenin girmediğinden ve girmeyeceğinden emin oldum.   

  Tepsiyi karşıma hafif eğimli koyup 1 metre öteden yaptığım atışın sonucu bana göre muhteşemdi.

 Kulaklarımı acıtan bir çınlama sesi evde yankılanmış, ucunda küt bir çivi bulunan fişeğim, tepside derin bir yara açmıştı.

 Açık havada yaptığım deneme ise bir başka hayret vericiydi. 2 elektrik direği mesafesini bulmayı başarabilmiştim. Bu mesafe toplu bir konut alanı için çok fazlaydı. Nice apartmanın tepesini aşabilirdi. Sıradan bir fişekle de bu mesafeye ağır hava koşullarında asla erişilemezdi. Attığım fişekleri havada gözden kaybediyordum, nereye düştüğünü bulabilmek içinse fosforlu kalemlerle üstüne ismimin baş harflerini yazıyordum.

 

 Ulaştığım Sonuç tahminlerimi haklı kılmıştı. Namlu kısaldığı zaman onu iten gazlar güçlerini borunun içinde uzun süre tutamıyor ve dışarı çıkıp kurtuluyorlardı. Daha da önemlisi fişek tam olarak ivmesini kazanamadan namludan çıkıyordu. 

 Bu sonuca bağlı olarak aşırı uzun namlu kullanmakta, çeşitli vakumlardan ve gazların gücünün tükendiği zaman büzüşerek geri çekilmesinden sonra fişeği yavaşlatabilirdi.

Birkaç hafta sonra artık pek görüşmediğim arkadaşlar evimizden belediye parkına attığım fişeklerden bir kaçını bulmuşlar. Önce ne olduğunu bilememişler çünkü normal bir fişek değildiJ

 Daha sonra böyle bir şeyi kesin benim yaptığımı anlamışlar. Tahmin ediyorum ki evimizle parkın arasındaki mesafeyi görüp şaşırmışlardır. Olan şanıma oldu, kim anlasın benim çektiğim uykusuz gecelerin acısını?

 

                                 AÇILARA GERİDÖNÜŞ, SONA YAKLAŞILIYOR.

45 derecelik atış açısını yakalamak için güzel bir düzenek yapıp boruya yerleştirdim.

Düzeneğe bağlanmış olan ip, boru 45 dereceyi bulduğunda sabit durumundan kurtulup sallanmaya başlıyor ve ben atışımı mükemmel bir biçimde yapıyordum.

                          Tüftüf Açı Ölçeri.

Resim 12: Açı ölçer. Tüftüf Namlusunu Yukarı Doğru Kaldırırsanız Hareketsiz Duran Demir Halka, Tüftüf 45 Dereceye Gelmeden Yerinden Oynamaz. Sallanmaya Başladığı An, Atışın Yapılacağı Andır.

 

              Açı Sorununu Düşünmemi Kolalaştıran Çizimlerimden Birisi

                                      Mavi Çizim Teorik, Yeşil Çizgi Gerçek Uçuş Yolunu Simgeliyor

Resim 13 Ve 14 : Açılarla İlgili Yaptığım Geçmiş Zamanlı Karalamalar. Üstteki Resimde Atış Gücünün Menzile Etkisi,

Aşağıda İse Teorik Atış Ve Gerçek Atış Canlandırmaları Yer Alıyor. Teorik Atış Hiçbir Sürtünmenin Olmadığı Atıştır. Gerçek Atışta İse Fişek İlerledikçe Hava Sürtünmesi Nedeni İle Güç Kaybeder Ve Uçuş Yolunun Şekli Bozulur.(Yeşil)

 

                                   SALDIRI ANLAYIŞI VE TAKTİĞİ DEĞİŞİYOR. 

Atışlarım sırasında şunu gördüm ki uzaktaki bir hedefe keskin atışlar yapmak pek mümkün değil. Bunun yerine namluyu hedefe doğrultmadan gökyüzüne yapılan ve hedefe yukarıdan aşırtılan fişekler eğer ses çıkarma veya başka bir dikkat çekici özelliği varsa daha etkili olabiliyordu.

                          ISLIK ÇALAN OKLARDAN, ISLIK ÇALAN FİŞEKLERE

Büyük kağan Cengiz Han'ın Moğollar ve Türklerden oluşan orduları, gerçekten düşmanı ürküten ilginç silahlar kullanma da ustaydı. En ilginçlerinden, veba hastalığından ölen hasta insanları, mancınıklarla düşman şehirlerine fırlatıyor  ve hastalığın yayılmasını sağlayarak biyolojik bir silah kullanmış oluyorlardı.

Ama benim dikkatimi çeken şey, Hun Türklerinin hükümdarı Mete Han'ında kullandığı silahları çok iyi kullanmalarıydı. Bunlar ''Islık Çalan Oklar'' dı.

Değişik biçimlerde ürettikleri okbaşları atıldığında yüksek desibelli bir ıslık çalarak düşmanın üstüne geliyor ve karşı tarafta bir korku yaratıyorlardı. Bu okların biçimleri değiştiriliyor ve ''Zırh delici lıslıklıklı oklar'',''Darbe verici ıslıklı oklar'' ve ''Yön gösterici ıslıklı oklar'' ortaya çıkıyordu.

Mete Han askerlerine gördüğü bir hedefin yönünü göstermek için bu oktan kullanmıştı.

 

               National Geographic'ten .Cengiz Han'ın Askerleri Asya'dan Çıkıp Bilinen Dünyanın Yarısını Ele Geçirediler.

 Resim 15: Cengiz Han'ın Ordularında Kullanılan Ve Mete Han'ın da Kullandığı Islık Çalan Ölümcül Oklar Üstteki Delikli Olan 3 Oklardır.

 

Üstünüze birden tiz çığlıklar atarak gelen yüzlerce oku bir düşünün... 

İşte bu bilgilerden sonra fişeklerime nasıl ıslık çaldırabilirim diye bir düşündüm.

Öncelikle flütleri inceledim, daha sonra sapından düdük çıkan lolipop şekerlerinin düdüklerini:) Ama bu iş zorca gibiydi. Flütün sadece ses çıkaran bölümünde bile çeşitli çukur ve koridorlar vardı. Kağıttan yapılmış, attıktan sonra yere düştüğünde ıslanacak, parçalanacak ve mikroplanacak olan tek kullanımlık fişeklerimin içini özene bözene işleyemezdim.

Lolipop düdüğü ise zorlama bir ses çıkarıyordu. İyi bir ses çıkarabilmek için nefesimi sıkıştırıyordum ama benim fişeklerim bir havca kütlesini bu kadar iyi sıkıştıramazdı yere süzülürcesine düşerken. Islık fikri suya düşmüştü.

                                          Başarısız Islıklı Tüftüf Fişekleri Bunlara Benizyordu (Yeni Çizim)

 Resim16: Islık Çalan Fişek Denemelerim Bunlara Benziyordu. Sonları Başarısızlık Oldu.

Zaten Delikli Bir Fişeğin 2.Nesil Bir Tüftüfte Havayı Tutup İleri Fırlama Şansı Yoktu.

 

 

                                                       KIZIL MANTARLAR!

Fişeklere bir özellik eklemeliydim. Bu özellik dikkat çekici unsurlar barındıran bir şey olmalıydı. Çünkü fişeklerimin boyu küçülmüştü ve bu açık kapatılmalıydı ayrıca ıslık fikride yalpalayarak çöpe düşmüştü.

Oyuncak tabancaların sert olan fiziksel etkilerle patlayabilen mantarlarını çivilerin başına eklemiştim. Şu an ellerimde daha tehlikeli bir silah vardı.

Savulun Düşmanlar, Ateşli Silahlar Dönemi Başladı!

Bu yeni tasarımım bir devrimdi. Eskiden öylece yükselip düşen fişekler şimdi yüksek sesle patlayıp etrafa kıvılcım saçan bir hale dönmüştü.

                                    Patlayıcı Başlıklı Tüftüf Fişeği.

Resim 17: Kızıl Mantarlı Fişek. Tabanca Mantarını Bir Oyuncakçıdan 2 Liraya Almıştım.

Mantarın Altını Uhuyla Çiviye Yapıştırıp Üstünü Tek Katlı Buzdolabı Streci ile Kaplıyordum Ve Uhunun İşini Sağlama Alıyordum. 

     

                                                   SON SAVAŞ,  BİR ZAFER!

Tüm bu çalışmalardan sonra beklediğim an gelmişti sonunda. Bir düzine köpek sürüsü apartmanımızın biraz ötesindeki asfaltta birikmiş, ders çalışma sürecimi baltalıyorlardı.

Mantarlı fişeklerimden en güzelini seçtim, odamın ışığını söndürdüm ve pencereyi açtım.

İçeri ılık bir hava girdi ve namlunun açısını 45 dereceden 30 a aldım.

Atış yapıldı ve borunun ucundan boğuk bir basınç patlaması duyuldu.(Boru uzadıkça fişeğin namludan kurtulurken çıkardığı seste artmıştı)

Köpekler ilk anda bu sesten ürktüler çünkü günler boyunca onlara yaptığım saldırılar iyice huysuzlanmalarına sebep olmuştu. 

Tam 6 saniye sonra topluluğun tam ortasında, asfalt zemine fişeğim  düştü ve mavi, sarı, beyaz kıvılcımların arasından bir patlama sesi duyuldu. Köpeklerden bazıları enikleyerek, bazıları sesini bile çıkartmadan var gücü ile koşarak uzaklaşmaya başladılar.

SONUCA BEN BİLE ŞAŞIRMIŞTIM, BİR DAHA  APARTMANIMIZIN YANINDAN BİLE GEÇMEDİLER….

                                                         SAVAŞTAN SONRA...

Bu olaydan sonra artık tüftüfü zevk için kullanmaya başladım.Artık apartmanın biraz uzaklarında gezindiğimde ağrlık için kullandığım cam çivilerinin ıslamış fişeklerde bıraktığı küf izlerinden bu fişeklerin benim olduğunu anlıyordum, zaten artık bu oyunu oynayacak yaşta çocukta kalmamıştı bizim çevrede...

       İLK KISIMIN SONU- İKİNCİ KISMI OKUMAK İÇİN TIKLA

                                        

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::